2.144 okunma

Alkol ve Sigara Bağımlılığı

Alkol ve Sigara Bağımlılığı 1. bölüm psikolog alper günay
Yükleyen alpergunay

Alkol ve Sigara Bağımlılığı 2. bölüm psikolog alper günay
Yükleyen alpergunay

Alkol ve Sigara Bağımlılığı 3. bölüm psikolog alper günay
Yükleyen alpergunay

Alkol ve Sigara Bağımlılığı 4. bölüm psikolog alper günay
Yükleyen alpergunay

Alkol ve Sigara Bağımlılığı 5. bölüm psikolog alper günay
Yükleyen alpergunay

Sınav Kaygısı

Sınav kaygısı 1. bölüm psikolog alper günay
Yükleyen alpergunay

Sınav kaygısı 2. bölüm psikolog alper günay
Yükleyen alpergunay

Sınav kaygısı 3. bölüm psikolog alper günay
Yükleyen alpergunay

Sınav kaygısı 4. bölüm psikolog alper günay
Yükleyen alpergunay

Sınav kaygısı 5. bölüm psikolog alper günay
Yükleyen alpergunay

Post Travmatik Stres Bozukluğu

POSTTRAVMATİK STRES BOZUKLUĞU

Deprem ve benzeri travmalar sonrası değişik psikiyatrik rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu ruhsal rahatsızlıklar arasında sıklıkla görülenler travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anksiyete, normal olmayan yas tepkisi veya uzamış yas tepkisidir. Bütün psikiyatrik rahatsızlıklar travma ile alevlenebilir ancak görülme sıklıkları yukarıda sayılan hastalıklara göre daha seyrektir. En çok şikayet edilen belirti ise uyku bozukluğudur. Uyku bozukluğunun tek başına görülmesi nadirdir, genelde değişik ruhsal rahatsızlıklara eşlik eden bir bulgudur (depresyon, anksiyete gibi ruhsal rahatsızlıklarda olabileceği gibi astım, kalp yetmezliği gibi bedensel hastalıklara da eşlik edebilir). Uyku bozukluğu ortaya çıktığında altta yatan nedenin mutlaka araştırılması gerekir. Bu durumda en iyisi uzmanlardan yardım istemektir.

Depremi ya da travmayı direk yaşamış ve yakınlarını, evini, işini veya bir organını kaybetmiş kişilerde görülebilecek psikiyatrik sorunlar iki boyutta incelenmelidir:

1. Travmaya maruz kalma sonucu ortaya çıkan akut stres tepkisi veya travma sonrası stres bozukluğu.

2. Travmada yakınlarını, evini, işini kaybetme sonucu ortaya çıkan yas tepkisi veya patolojik yas tepkisi.

Akut stres tepkisi ve travma sonrası stres bozukluğu

Aşırı stres yaratan bir durumla karşılaşma kişide çaresizlik duygusu ve korku yaratır. Depremle karşılaşan kişilerde ilk tepki halk arasında “şok olma” şeklinde tanımlanır. Kişi şaşkınlık içindedir, donakalır, ne yaptığının çok farkında değildir. Olayı hatırlamak istemez, bulunduğu yerden uzaklaşmaya çalışabilir veya amaçsız hareketlerde bulunabilir. Bir müddet sonra durumun farkına varır, başına gelenleri hatırlar ve felaketin boyutlarını kavramaya başladığında akut stres tepkisi gelişir.

Akut stres tepkisi

İlk dört haftada ortaya çıkar ve 2 gün-4 hafta sürer.

Travmatik olay zihinde tekrar tekrar yaşanır (flash back). Gün içinde deprem görüntüleri aniden akla gelebilir. Travmayla ilgili düşünceler zihni yoğun olarak meşgul edebilir ve istemli olarak bu düşüncelerden uzaklaşılamaz. Veya sürekli olarak deprem oluyormuş gibi hissedilebilir.

Belirgin uyarılmışlık durumu vardır (ani ses duyulması ile korku, kaygı ve heyecanda artma gözlenmesi gibi). Uyku bozukluğu sıktır ve uykuya dalma güçlüğü, uykudan sık sık uyanma veya erken uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde olabilir. Uykuda depremle ilgili kabuslar sıktır ve kabusla uyanma olabilir.

Travmaya uğrayan kişilerde belirgin uyarılmışlık hali ve aşırı duygusal tepkiler verme veya aksine duygusal olarak tepki vermeme görülebilir. Kişi korku ve çaresizlik içindedir, umutlarını, geleceğini yitirmiştir, yaşadıklarına inanamamaktadır, aşırı sinirlilik ve ani öfkelenme olabilir. Bazen duygularını yitirmiş gibi hissedebilir, ağlayamaz, duygularını ifade edemez.

Dikkat toplama güçlüğü sıktır. Kişiler dalgınlık ve unutkanlıktan yakınırlar. Deprem anı ve yaşananları hatırlayamama olabilir.

Depremi hatırlatan durum, kişi ve yerlerden uzaklaşma çabası vardır. Bazen kişinin isteği ve iradesi dışında uzaklaşma çabası olabilir. Bir hastamız depremle ilgili konuşmalar başladığında bayıldığını aktarmıştı. Bu da kişinin isteği dışında gerçekleşen bir çeşit uzaklaşma çabasıdır. Depremin yaşandığı yere tekrar dönmeme isteği olabilir. 17 ağustos depremi çoğu kişiyi yatak odasında yakaladığı için çoğu hastamız yatak odasına giremediklerini ve başka yerde yattıklarını belirtmiştir.

Bedensel yakınmalar sıktır (yaygın ağrılar, çarpıntı, nefes darlığı, bayılma gibi).

Yeni yaşanan olaylar ve görülen yerler için aynı olayı tekrar yaşıyormuş gibi veya aynı yeri daha önce de görmüş gibi hissedilebilir. Kişi kendi bedenini değişiyormuş gibi algılayabilir. Yüzü başkalaşıyor, elleri büyüyormuş gibi gelebilir.

Olaya bağlı suçluluk duygusu olabilir.

Bu durum normalde bir bozukluk olarak tanımlanamaz. Travmayı yaşayan veya tanık olan herkeste az veya çok görülebilir. Normalde beklenen zaman içinde belirtilerin azalarak kaybolmasıdır. Ancak bu belirtilerin daha geç ortaya çıkması ve daha uzun sürmesi normal değildir ve değerlendirilmesi gerekir. Belirtilerin uzun sürmesi durumunda travma sonrası stres bozukluğundan bahsedilir ve bu durumun tedavi edilmesi gerekir. Tedavi edilmediği taktirde kişinin iş yaşamını, aile yaşamını ve toplumsal ilişkilerini olumsuz yönde etkiler.Deprem sonrası herkeste aynı bozukluk ortaya çıkacak diye düşünmek yanlıştır. Travma herkesi aynı oranda etkilemez. Çocuklar, yaşlılar, bedensel hastalığı olanlar, evi ağır derecede hasar görenler ve ekonomik durumu iyi olmayan kişiler depremden daha fazla etkilenir. Daha önce psikiyatrik hastalık geçirmiş kişilerin tekrar hastalanma riski daha fazladır.

Travma sonrası stres bozukluğu travma yaratan durumu örneğin depremi takiben 1 hafta ile otuz yıl içinde görülebilir. Belirtiler zaman içinde azalma veya artma gösterebilir. Özellikle stres yaratan durumda belirtilerde artma olur. Erken tanı konması ve çevresel desteğin iyi olması tedavide başarı şansını artırır.Depremde evi yıkılan, veya hasar gören, yakınlarını kaybeden kişilere öncelikle yapılması gereken barınma beslenme ihtiyaçlarının sağlanmasıdır. Mümkün olan en kısa sürede zorunlu ihtiyaçların karşılanması ve normal günlük yaşama dönmeye çalışma daha sonra ortaya çıkabilecek psikiyatrik sorunların azalmasına yardımcı olur.Travma sonrası stres bozukluğu tedavisinde ilaç kullanımının yanında psikoterapi önerilmektedir.

Normal yas tepkisi, normal olmayan veya uzamış yas tepkisi

Büyük kayıplardan sonra kişilerde görülen psikolojik tepkilere yas denilmektedir. Kayıp terimi ile anlatılmak istenen yakınların ölümü yanında kişinin bir organını, beslediği hayvanları, malını veya işini kaybetmesi v.b. dir. Yas tepkisi kayba uğramış herkeste görülür ancak kişiden kişiye değişebileceği gibi kültürler arasında da farklılık gösterir.Sevilen birinin, bir yakının veya malın kaybından sonra ilk tepki şok olma duygusudur. Kişi duygularını yitirmiştir ve şaşkındır. Olanlara anlam veremez, inanamaz. Olanları anlamaya başladığında ağlayarak yas tutma sürecine girer. Yemek yiyemez, uyuyamaz, insanlarla konuşmak istemez. Çevreye ilgi azalmış ve dikkat toplama güçleşmiştir. Uyku düzensizleşmiştir ve kaybedilen kişi veya nesne ile ilgili rüyalar sıktır. Kişi kabusla uyandığında yaşadıklarının gerçek veya rüya olup olmadığını anlayamaz.Bazen kaybedilen kişiye karşı duyulan hisler o kadar kuvvetli olabilir ki yas tutan, ölenin sesini duyduğunu veya kendisini gördüğünü söyleyebilir. Bunun normal sayılabilmesi için kişinin bu durumun gerçek olmadığını kabul etmesi gerekir.

Yas tepkisi dört evrede izlenir:

Evre: Yasın erken evreleridir. Kişi hiçbir şey hissedemediğini söyler ve yaşadıklarını protesto eder. Olayı olmamış gibi kabul eder, oldukça öfkelidir.

Evre: Tüm dikkat ölen kişiye yönelmiştir. Onunla ilgili anlatılanları dikkatle dinler, zihninde onunla ilgili anıları tekrar tekrar yaşar. Bu nedenle günlük işlerini sürdüremeyebilir. Bu dönem birkaç ay ile birkaç yıl arasında değişir.

Evre: Ölüm gerçeği kabul edilmeye başlamıştır. Sonuçta kişinin ölmüş olduğu ve zihindeki anıların da gerçekte anı olduğu algılanır. Anılardan uzaklaşma başlar. Ölüm gerçeğini kabul etmeye bağlı olarak derin üzüntü ve hayal kırıklığı yaşanır. Uyku bozuklukları, iştahsızlık ve kilo kaybı sıktır. Yaşam anlamını yitirmiştir.

Evre: Yeniden yapılanma evresidir. Kişinin yas duygusu zamanla azalır ve normal yaşama dönmeye başlar. Ölen kişiye ait üzüntü verici anıların yanında bu kişinin eğlenceli yanları da hatırlanır. Artık ölen kişi her yönü ile zihinde yer etmiştir.

Normal olmayan yas birkaç şekilde görülebilir:

Süre beklenenden uzun olabilir

Normal süre içinde kişi kaybın ardından kendini öldürmek isteyebilir

Kişinin gerçekle bağlantısı kopabilir, hayal görme veya normalde olmayan sesleri işitme görülebilir v.b.

Aslında kişinin ölmediğine hala yaşıyor olduğuna veya bunun aksine öldürülmüş olduğuna inanma olabilir (gerçekte böyle olmadığı halde).

Kayba bağlı suçluluk duygusu olabilir.

Deprem, sel, yangın gibi doğal afet sonrası ortaya çıkan kayıplara bağlı görülen normal olmayan yas tepkileri sıktır. Depresyonla yas birbirine çok benzer, ayırımı güçtür ve bazen yas tepkisi depresyona dönüşebilir.

Çocuklarda da yas tepkisi yetişkinlerin tepkisine benzer. İlk evrede çocuk olayı kabul etmek istemez. Ağlar, hırçınlaşır, kaybettiği yakınını arar. İkinci evrede kaybı fark etmeye başlar, umutsuzluğa kapılır, durgunlaşır, çevreye tepki vermez, çevresi ile ilgilenmiyormuş gibi görülür. Son evrede kaybı kabul eder ve kaybettiği kişinin yerine başkasını veya başkalarını koymaya çalışır. Çocuklarda kaybettiği kişinin yerine başkasını koymaya yardımcı olmak gerekir. Örneğin anne veya babasını kaybetmiş bir çocukta kaybettiği kişinin yerine onun bakımını üstelenecek ,onu sahiplenecek bir yetişkinin bulunması çocuğun kayıp duygusuyla baş etmesi açısından çok önemlidir. Bu kişi hiçbir zaman anne ve babasını yerini alamayacaktır ancak kendisini koruyan kollayan kişilerin varlığını algılayarak kendisini güvende hissedecektir.

Zeka Geriliği

ZEKA GERİLİĞİ (MENTAL RETARDASYON)

Zeka gelişimi bebeklik, çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde önemli değişiklikler geçirerek devam eden önemli bir süreçtir. Çocuğun 5 yaşından sonraki zeka gelişim süreci erişkin dönemler için önemli bir gösterge iken 5 yaşından öncesi erişkin dönem için kriter sayılmaz.

Zeka seviyesi için kullanılan terim IQ zeka bölümü olarak bilinen iki kelimenin (Intellicence Quontient) baş harfleridir. Ve zeka ölçümü için değişik testler kullanılmaktadır. Sonuçta çıkan değerler kişinin zeka seviyesini gösterir.

Zeka geriliği dendiğinde bilişsel yetilerin tümünü etkileyecek şekilde zeka gelişiminin geri ve yavaş olması ile karakterize bir tablodur. Bir kişiye zeka gerisi diyebilmek için IQ katsayısının 70 in altında olması ve günlük yaşamında işlevselliğinin bozulmuş olması gerekir. Hafif derecede zeka geriliklerinin toplumda görülme oranı %2-3 iken orta ve ağır derecedekilerin oranı % 0,3 tür.

Zeka geriliği nedenleri arasında en sık olarak kromozomal anormallikler suçlanmaktadır(%40). Bunun yanında sebebi açıklanamayan zeka gerilikleri ve genetik nedenli zeka gerilikleri de vardır. Ayrıca doğum sırasındaki bazı travmalar ve doğumun uzun sürmesi gibi nedenlerde zeka geriliğinde neden olarak suçlanmaktadır.

Zeka geriliğinin en önemli belirtisi kişini yaşına ve konumuna uygun işlevselliği gösterememesidir. Ayrıca kas kontrolü yani motor gelişimi dili(lisanı) kullanma yeteneği bozuk,anlama ve kavrama yaşıtlarından geridir. Ayrıca bazı zeka gerisi kişiler ciddi akıl hastalıkları gibi belirtilerle karşımıza çıkabilir.

Zeka geriliklerinin tanınmasının önemi gerekli eğitimle bu kişilerin topluma ve ailesine kazandırılmalarının mümkün olmasıdır. Bu nedenle ciddi düzelmeleri tedavi ile sağlamak çoğunlukla mümkün olmasa da bu işlevselliği sağlamak ailenin ve toplumun yükünü ciddi olarak azaltacaktır

Yeme Bozuklukları

Anoreksia Nervoza
Genel olarak 12-18 yaşları arasında başlayan ve şişmanlamaya karşı ağır korku yüzünden bilinçli olarak aşırı zayıf kalma çabaları ile belirlenen bir bozukluktur. Toplumda ortaya çıkma sıklığı bilinmemekle birlikte eskiden sanıldığı gibi çok ender rastlanan bir rahatsızlık değildir. Anoreksia Nervoza’lı bireylerin yaklaşık %95′ i kadındır. Ve bir kişinin kız kardeşinde bu tür bir bozukluk varsa o kişide aynı hastalık riski belirgin oranda artmaktadır. Bozukluk daha üst sosyoekonomik sınıflarda daha sıktır.

En temel belirti aşırı kilo alma korkusudur. Bu durum kişinin yiyecek konusunda neredeyse fobik olacak noktaya dek varmasına neden olabilir. Şişmanlama korkusunun yanı sıra beden imgesinde de bozulma vardır. Buna bağlı olarak bu kişiler çok zayıf ve ince olsalar bile kendilerini şişman bulabilirler. Vücut ağırlığını kontrol altında tutabilmek için iki yolu kullanırlar: Kişilerin bir bölümü yiyecek alımını ileri derecede kısıtlarlar. Zaten aldıkları çok az yiyeceğin de çok az kalorili yiyecekler olmasına dikkat ederler. Bu kişiler buna rağmen ağır egzersizler de yaparlar. Diğer gruptaki kişilerde yiyecek alımının ileri derecede azaldığı açlık dönemleri ile aşırı yeme dönemlerinin birbirini izlediği gözlenir. Bu gruptaki kişiler, aşırı yemeden sonra şişmanlayacakları korkusuyla boğazlarına parmaklarını bastırarak kusarlar. Sık sık bunu yapan kişilerin el sırtında deri sertleşmesi olabilir. Sık kusan kişilerde mide asidinin etkisiyle dişlerde bozukluklar, çürümeler olur.
Bu kişilerin yeme davranışlarında ve yiyeceklerle olan ilişkilerinde gariplikler gözlenebilir. Yiyecekleri saklayabilir, yemek yapmak için mutfakta saatlerce uğraşabilirler.
Anoreksia Nevroza’ nın nedenleri günümüzde kesin olarak bilinmemektedir. Hastalığın oluşumu psikolojik, sosyolojik ve biyolojik olmak üzere üç boyutta ele alınabilir. Hastalığın ergenlikte ortaya çıktığı; bu dönemin cinsel ve sosyal çatışmalarla yüklü oluşu dikkate alınacak olursa; cinsel ve sosyal çatışmalarla başa çıkma konusundaki yetersizliklerin yiyeceklerden fobik kaçınma şeklinde ortaya çıkması öne sürülebilir.
Sosyo-kültürel etmenler özellikle son yıllarda yeme bozukluklarının yaygınlığının artışından sorumludurlar. Batı toplumlarında kadının fiziksel görünümü ve bu bağlamda ince bir vücut yapısına sahip olması oldukça önemlidir. Kadın için ideal fizik görünüm ince olmaktır. Eskiden hafif kilolu kadın tipi ideal tip olarak görülürken, şimdilerde bu anlayış terk edilmiştir. Gerek Türkiye’de, gerekse yurtdışında güzellik yarışmalarına hep zayıf kızların katıldıkları görülmektedir. Medyadaki bu imaj bombardımanın toplumsal sonucu olarak, popüler insanların beden ölçülerinin daha da küçüldüğü görülmektedir.

Bulimia Nevroza
Dönem dönem gelen aşırı yemek yeme, kilo alma ve bir yandan da kilo almayı durdurma çabaları ile devam eden bir bozukluktur. Bu hastalar sürekli aşırı yiyen, ileri derecede şişman olan ve şişman kalan insanlardan farklıdır. Hasta aşırı yeme nöbeti başlayınca bütün çabalarına, korkularına, üzüntüsüne rağmen yeme tutkusunu durduramaz. Kilo almayı önlemek için hasta yediklerini kusar, iştah kesici, idrar söktürücü ilaçlar kullanır. Bu kişiler çoğu zaman fazla kiloluda olmayabilir. Ancak yine de kilo aldığından sürekli şikayet eder. Beden ağırlığı, güzellik, çirkinlik konularıyla aşırı derecede meşgul olabilir. Bu kişiler yaşamın önemli bir bölümünü yemek ve yememek arasında bocalayarak geçirir. Yeme tutkusu öyle ağır basar ki, bir yandan gizlice yer, gider çıkarır, yine yerler. Kimi hastalar için yenilen yiyeceğin önemi yoktur, önemli olan tıkınmak türünden tarif edilebilen bir yeme davranışıdır. Kimi hastalarda yemek yeme tutkusu o denli aşırı olabilir ki bulundukları yerde yiyecek, içecek bulamayacaklarından korkabilirler. Anoreksia Nevroza’nın bulimik türünde de zaman zaman aşırı yeme ve kilo alma nöbetleri olabilir. Fakat temel rahatsızlık yemeği kısma ve kesme doğrultusundadır. Bulimia Nevroza’da da kusmalar, zayıflamak için çeşitli ilaçlar kullanılabilir. Fakat temel patoloji daha çok yemeyi durdurmama şeklindedir.
Bulimia Nevroza bütün toplumlarda %1 oranında görülür. Genç kızlarda ve kadınlarda erkeklere oranla 10 kat sık görülür. Bulimikler yeme sorunları nedeniyle utanç duyarlar ve kendilerini suçlarlar. Yeme davranışındaki anormalliği gizlemeye çalışırlar. Yeme atakları genellikle gizli oluşur ve fark edilmez. Başlangıçta olmasa da yeme atağı planlanarak veya planlanmayarak oluşabilir. Hastaların duygu durumunda çökkünlük, kişiler arası ilişkilerdeki çatışmalar, beden ağırlığı ve yiyecekle ilgili duygular bir yeme atağının ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Yeme atağı kişinin duygu durumundaki üzüntülü hali geçici olarak azaltabilir, fakat ardından kişide kendini aşağılayacak derecede bir özeleştiri ve çökkün bir duygu durum ortaya çıkar.
Yeme atağının en temel özelliklerinden biri yeme eylemini kontrol edemeyeceği veya önleyemeyeceği duygusudur. Özellikle hastalığın başlangıcında yeme atakları sırasında kişi sanki çılgın gibidir. Ancak yeme ataklarını kontrol edememe hissi her zaman mutlak olan bir durum değildir. Kişi telefonla konuşurken yeme atağını sürdürebilir, fakat odaya aniden eşi veya bir yakını girdiğinde durduracaktır.
Yeme atakları günün herhangi bir anında oluşabilir. Bununla birlikte bulimiklerde yeme atakları kişilerin akşam eve geldiklerinde daha çok olur. Bazıları ne zaman yemeye başlasalar atak başlar ve bu kişiler tüm yiyeceklerden kaçınarak atakları önlemeye çalışırlar. Bulimik hastalarda spesifik bir tedaviye başlamadan önce genel bir tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Günümüzde bulimia’ nın tedavisinde bilişsel -davranışçı- yaklaşımlar kullanılabilmektedir. Tedavide ilaç kullanımı, tedavinin etkinliğini artırabilir.

Stresle Başa Çıkma

Stres organizmanın bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesinde ve zorlanmasında oluşan bir durumdur. Bir tehditle karşılasan birey, bu tehditle basa çıkamayacağına veya geçinemeyeceğine inanmışsa strese girer. Stres fiziksel olarak bireyde çarpıntı, kas gerilimi, kan basıncının artması olarak belirir.

Uzun dönemde bas ağrısı, migren, yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları oluşturabilir.Stres duygusal olarak bireyde endişe, karamsarlık, kızgınlık, öfke yaratır. Uzun dönemde kronik anksiyete ve depresyon, psikotik depresyon, fobiler, kişilik değişiklikleri, kişiliğin çözülmesi gibi ruhsal hastalıklar oluşturabilir. Stres zihinsel olarak dikkati toplayamama, unutkanlık, uzun dönemde uyku bozuklukları, obsesif düşünceler oluşturabilir.

Fizyolojik, duygusal ve zihinsel etkilerin sonunda bireyde üretkenliğin azalması, yasamdan keyif alamama, yakın ilişkilerden uzaklaşma, geriye çekilme, boşluk ve anlamsızlık duyguları oluşabilir.
Bireysel bütünlüğü bozan, zorlayan stres, çevresel nedenler, sosyal stres yaratan nedenler ve ruhsal stres vericiler olarak değerlendirilebilir.Stres çevre koşulları, sosyal yasam, is dünyası gibi, aile yasamı gibi bireye dışardan gelen tetikleyicilerle başlayabildiği gibi, her bireyin kendi özgün dünyasındaki duygular, duygulanımlar, dürtüler, çatışmalar nedeniyle de oluşabilir. Bu tür nedenlerle bir doktora müracaat eden kişilerin dinamik yapıları, dikkatli ve ayrıntılı bir şekilde incelenerek bireysel terapi veya terapi grupları, psikodrama yöntemleri ile tedavi görürler.

Stres insanlığın tarihinden bugüne bireyin zaman zaman kendini içinde bulduğu bir durumdur. Bazen stres yaratan durumla basa çıkılamazsa depresyona giden bir süreç başlayabilir.

Stresle yasayabilme, üstesinden gelme ya da stresle geçinebilme tutumları bireyin, içinde bulunduğu sosyal ortam, kültür, okul, aile, genetik olarak taşıdığı özellikleri içeren bir öğrenme sonucu kazandığı kişilik donanımları ve donanımlarını kullanabilme yetisi ile ilişkilidir. Bu kişisel donanımlar stresten korunabilme, üstesinden gelme, çözüme gitme basarisini sağlar.

Bireyin yeni yasam koşullarına uyum sağlayabilmesi, yenilik ve değişimi kabullenebilmesi, kendini geliştirip zenginleştirmesi ve esneklik kazanması stresle basa çıkmada önemli etkenlerdir. Düşmanlık duyguları, yargılama, yineleyen bir biçimde kendini suçlama, aşırı duyarlılık kazanma ve gösterme, duyguların çözülerek ayak bağı olması, aşırı mantık kullanmak ve olayları ya çok iyi, ya çok kötü olarak iki uçta değerlendirmek, yeterince büyüyemeyip yetişkin yaşamına geçememek, çocuksu davranışlar, kişiler arası ilişkilerde iletişim ve etkileşim kuramamak ya da çekingen, kaçıngan kişilik özellikleri, pasif tutumlar stresle basa çıkmada zorlayıcı ve basarisiz olunmasına neden olan unsurlardır.

Panik Bozukluk

PANİK BOZUKLUK

Yoğun korku ve huzursuzluk durumunun olduğu, aniden başlayıp, rahatsızlığın en geç 10 dakika içinde en üst düzeye ulaştığı ve 13 adet vücutsal ve düşüncesel belirtiden, en az 4 ünün varolduğu bir kaygı nöbetidir. Bu 13 belirti şunlardan oluşmaktadır:

1- Çarpıntı, kalp hızında artış, kalp seslerini duyuyor gibi hissetme
2- Terleme
3- Titreme ve ya sarsılma hissi
4- Boğulma ya da nefes alamama, nefesinin yetmediği hisleri
5- Tıkanma, soluğun kesilmesi hisleri
6- Göğüste ağrı veya göğüste bir rahatsızlık hissi
7- Bulantı ya da karında ağrı ya da karında bir rahatsızlık hissi
8- Baş dönmesi, dengesizlik, başta sersemlik hissi, bayılma hissi, yere düşecek gibi olma
9- Çevreyi olduğundan farklı, sanki gerçek değil gibi hissetme ya da kendini çevredekilerden ayrılmış, olağandışı, farklı bir şekilde algılama hali
10- Kontrolünü kaybetme, delireceğini düşünme seklinde bir korku
11- O anda, kalp krizi geçireceği ya da öleceği korkusu
12- Uyuşma, hissizlik, yanma, karıncalanma hisleri
13- Üşüme, ürperme, soğuk ya da sıcak basmaları, basından aşağı kaynar su dökülmüş veya hamama girmiş gibi olma

Panik atak hangi bozukluklarda görülebilir ?
Panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, sosyal fobi ve diğer fobiler, saplantı-zorlantı bozukluğu, madde kullanımına ya da vücutsal bir hastalığa bağlı kaygı bozukluklarında görülebilir.

Bir panik atak sebepsiz olarak aniden başlayabileceği gibi, belli bazı durum ya da ortamlarla ilişkili de olabilir. Örnek olarak korkulan bir hayvan (örümcek, kedi, köpek, fare, yılan görmek gibi), kalabalık bir ortamda bir faaliyet (konuşma, yemek yeme gibi) bir durumu takiben de başlayabilir.

Yukarıda belirtilmiş olan panik ataklarının aniden,beklenmedik zamanlarda ve tekrarlayarak oluşması ve en az 1 ay sureyle bu atakların tekrarlayacağı yönünde sürekli bir kaygı, atağın sonunda olabileceğini düşündüğü şeyler (ölmek, delirmek, kalp krizi geçirmek seklinde ) ile ilgili kaygı duyma ya da bu ataklarla ilgili olarak bazı davranışlarında değişiklikler yapma seklindeki bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık başka bir madde kullanımı ya da başka bir vücut ya da psikiyatrik bir rahatsızlığa bağlı değildir.

Panik bozukluğu agorafobili ya da agorafobisiz olabilmektedir. Agorafobi sözcüğü eski Yunanca dan köken almaktadır. Agora pazar yeri, toplantı yeri, geniş meydan anlamına, fobi ise korku anlamına gelmektedir. Kişi yalnız kalmaktan, kaçmanın ,o ortamdan uzaklaşmanın kolay olmayacağı ya da her hangi bir rahatsızlık hissetme anında yardim alamayacağı topluma acık yerlerde olmaktan korku duymaktadır.

Bu kişilerde gördüğümüz bazı ortak özellikler arasında, tek başına dışarıya çıkamama ve yanlarına başka bir kişiyi de alma, kalabalık caddelerden geçememe, kalabalık mağaza, marketlere girememe, kapalı ortamlar (tünel, köprü ve asansörler gibi) ve kapalı araçlar (metro, otobüs, uçak gibi) dan kaçınma sayılabilir. İleri aşamalarda kişiler evlerinden çıkmayı reddedip, çevrelerindekileri de kendileri gibi evde tutmaya zorlayabilirler. Sosyal ilişkiler bozulup, boşanmalara yol açabilir.

PANİK BOZUKLUĞU TOPLUM VE TEDAVİ
Toplumda hastalığın hayat boyu görülme yaygınlığı % 1.5-3 arasında değişmekte olup, hastaların ¾’ ünü kadınlar oluşturmaktadır. Kadınlarda % 2.1, erkeklerde % 0.6 oranında görülmektedir. Kişilerin 1/10′u hayatları boyunca en az bir kez panik atak geçirmekte ve bunların yaklaşık olarak 1/6′si panik bozukluğa dönüşmektedir.

Panik bozukluğunun oluşumunda gelişimsel ve çevresel faktörler:
Çocuklukta yaşanan “seperasyon (çocukluk döneminde anne-baba sevgisinin kaybı, yaptıklarının anne ve babanın kalıpları ile uygunluk göstermemesi halinde terk edileceği korkusu) anksiyetesinin panik bozukluk ve agorafobi ile ilişkisi olduğu iddia edilmektedir. Panik bozukluğu hastaları ailelerinin “kendilerine düşük derecede bakim verdikleri ancak çok fazla koruyucu olduklarını” söylemektedirler. Boşanma, ölüm sebebiyle daha çocukken anne-babadan ayrılma yaşantıları olanlarda da panik atakları fazla görülmektedir.

TEDAVİSİ
1-İlaç tedavisi: En az 2-3 ay olmak üzere, doz yavaşça yükseltilmek üzere kullanılmalıdır.
2- Bilişsel-davranışçı tedavi: Kişiye panik atakları ile ilgili olan yanlış bilgileri ve inançları gösterilir. Vücudundaki yanlış anlayıp,algıladığı ufak hislerin kendini ölüme götürmediği, bunların kısa sureli olduğu belirlenir. Böyle bir şey olduğunda durumu geçirmek için yapacağı şeyler gösterilir.

Vakaların % 40-80′inde majör depresyon dediğimiz tablo hastalığa eklenip, durumu ağırlaştırmaktadır. Kişilerin bahsetmemesine karsın intihar riski yüksektir. Hastaların % 20-40′ında alkol ve madde bağımlılığı görülmektedir. Kişi ilerleyen donemde eve bağımlı hale gelebilmekte ya da hastane, eczane gibi yerlere yakın olmayı yeğlemektedir. Hasta bu konuya yakın olmayan doktorları bir dolaşıp, gereksiz ya da yanlış tedaviler almaktadır. Çevresi ile iletişimi bozulan kişinin mesleki, sosyal, ailesel işlevselliği azalmaktadır.

Otizm Nedir

otizm

Otizmin Tipik Belirtileri Otistikler aşağıdaki tipik davranışların en az yarısını gösterirler.Bu semptomlar çok hafif ya da çok şiddetli olabilir. Her bir semptomun etkisi de diğerinden farklı olabilir. Ayrıca, Bu davranışlar birçok farklı sebeple ve yaşlarına uygun olmayacak bir şekilde sergilenebilir.

Otizm nedir?
Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur. Otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıkar. Otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otistik çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka seviyeleri normal otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun, Otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerlerBir annenin doğum sonrası çocuğunun (tüm özür grupları dahil olmak üzere) özürlü olma oranı %2dir; Otistik olması oranı ise %0.5′tir (eskiden bu oran 4/10.000 olarak değerlendirilirdi). Bir otistik çocuktan sonra, ikinci çocukta otizmin ortaya çıkması riski %3 dür. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir Her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların seviyesi farklılık gösterebilir, bu nedenle otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. Ayrıca, Asperger Sendromu ve Rett Sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır.Otizmin Belirtileri Nelerdir?Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de, aşağıdaki ortak belirtiler görülür;
Sosyal ilişkilerde güçlük Konuşma güçlüğü
Sessiz iletişimde zorlanma
Oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma
Değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme
Otizmin tipik özellikleriOtistik Bir Çocuk,
Başkalarına karşı ilgisizdir.
Göz temasından kaçınır.
Başkaları ile kendiliİinden iletişim kurmaz.
İsteklerini bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir.
Diğer çocuklarla oynamaz.
Sürekli bir konu üzerinde konuşur. Sebepsiz şekilde ağlar, güler ve sebepsiz davranışlarda bulunur.
Anlamsız sözleri üst üste tekrarlar.
Nesneleri tutup sürekli döndürmekten hoşlanır. Değişikliklerden hoşlanmaz.
Yaratıcılık gerektiren oyunları oynayamaz.
Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bazı işleri oldukça hızlı ve iyi yapar.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

panik

Panik bozukluğunun olmadığı, belirgin, yaygın, kontrolü güç olan kronik anksiyete durumları için kullanılır. Bu sendromun temel ölçütü en az 6 ay boyunca anksiyete yaşanması gereğidir. DSM-IV’de özellikle hipokondriazis ve PTSB başta olmak üzere diğer ekse I tanılarının olduğu durumlarda yaygın anksiyete bozukluğu tanısının konulmamasını önermektedir. Kadınlarda erkeklere göre daha sıktır (2/1).

Hastanın görünümü oldukça tipiktir. Huzursuz ve ürkektirler. Yüz ve beden duruşları gergindir. Ciltleri solgun olup el, ayak ve koltuk altları daha fazla olmak üzere terledikleri dikkati çeker. Genellikle endişeli ve dalgın olup, çok önemli olmayan konularda bile endişelendikleri ya da olayların olası olumsuz sonuçları konusunda düşünmekten kendini alıkoyamadıkları görülür.

Yaygın anksiyete bozukluğu olan kişilerin 1/3’ü kişilik bozukluğu gösterirler : En fazla bağımlı kişilik bozukluğu gösterirler.

DSM-IV tanı ölçütleri:

A.En az 6 ay boyunca sürmesi

B.Kişi bu anksiyeteyi kontrol etmekte güçlük çeker

C.Anksiyete ya da endişe aşağıdakilerden üçü ile birlikte görülür.

1. Huzursuzluk veya kendini tetikte hissetme

2. Çabuk yorulma

3. Konsantrasyon güçlüğü

4. İrritabilite

5. Kas gerginliği

6. Uyku bozukluğu

D. Anksiyete ya da endişe, panik bozukluğu, OKB, ayrılma anksiytesi, anoreksiya nevrosa,

somatizasyon bozukluğu, hipokondriazis gibi hjerhangi bir eksen I bozukluğu bağlı değildir. Ve bu anksiyete PTSB’e bağlı değildir.

E. Bu sıkıntıların işlevselliği bozması gerekir

F. Bozukluğun nedeni genel bir tıbbi durum, psikotik bozukluk, duygudurum bozukluğuna bağlı değildir.

Ayırıcı tanıda altta yatan fiziksel ( hipoglisemi, hipertriodi, feokromostoma v.b) veya psikolojik bozukluğu (panik bozukluğu ,sosyal fobi, depresyon, psikotik bozukluk) veya kafein intoksikasyonu ya da anksiyolitik ilaç kesimine bağlı rebound fenomeni olup olmadığı ayırtedilmelidir.

Yaygın anksiyete bozukluğu tedavisinde “ Anksiyete yönetim eğitimi” önerilmektedir. Burada söz konuusu olan yapılandırılmış bir programdır ve 3 bölümden oluşur:

1. Fizyolojik uyarılmayı kontrol altına almayı amaçlayan “gevşeme teknikleri” Bu konuda en çok başvurulan, nefes alma alıştırmalarıyla progresif ve zıt gevşeme yöntemleridir.

2.Anksiyete oluşumunda rol oynayan hatalı bilişlerin saptanması ve değiştirilmesine yönelik “bilişsel terapi” programları.

3.Hem gevşeme hem de bilişsel kontrolü içeren “karma yöntemler”.

Bilişsel tedavi yöntemlerinden AWARE (farkında olma):

A (Accept): Anksiyetyi kabul et

W (Watch): Anksiyeteyi gözle 0-10 arasında değerlendir.

A (Act): Sanki anksiyete yokmuş gibi davran, düzenli ve yavaş nefes al.

R (Repeat): Anksiyete geçinciye kadar bu basamakları yinele

E (Expect): En iyisini umut et.

Kekemelik

kekemelik

Kekemelik, kişinin tekrar kekeleme kaygısıyla konuşma sesi, hece, sözcük ya da, cümleciklerin irkilme, duraklama, uzatma, patlatma, yinelemeler ve bazen bunların yanında, birtakım yüz, el, kol ve vücut devinimleri gibi belirtilerle konuşmanın ritim ve akıcılığında oluşturduğu iletişim bozukluğudur.

Kekemeliğin çoğunluk tarafından kabul edilmiş bir tanımı yoktur. Bazıları kekemeliği bir ritim bozukluğu olarak kabul ederler. Ritim bozukluluğuna konuşmanın akıcılığındaki bozukluğu ekleyenler de vardır.

Kekemeliğe sadece ritim ve akıcılık bozukluluğu olarak bakıldığında kekeleyenle kekelemeyeni ayırmak çok güçtür. Çünkü herkesin kendine özgü bir konuşma ritmi, akıcılığı ya da gözlenebilir duraklaması, irkilmesi vardır. Gerçi konuşmanın akıcılığı için radyo, televizyonlarda haberleri sunan spikerlerin konuşması örnek olarak alınabilir. Spikerlerin haber bültenlerindeki konuşmaları akıcılık yönünden artı uca konursa, kekemelerinki derece derece eksi uca doğru kayan bir durum gösterir. Bunun sınırını kestirmek güçtür.

Günlük konuşmada, spikerlerin haber bülteni verirken yaptıkları konuşma ölçüsünde akıcılık bulmak güçtür. Her gün rastladığımız kişilerin yaptıkları konuşmalara, radyo ve televizyonlarda yayınlanan röportajlara göz atıp, kulak kesilirsek akıcılık yönünden farklılar yakalayabiliriz. Ama bu kişilere kekeme diyemeyiz. Konuşmadaki akıcılığın saptanması istatistiksel bir işlemi gerektirir. Kekeleyenler de kekelemeyenler de akıcılık yönünden geniş ayrılıklar gösterir. Bu tanımların kullandığı akıcılık sözcüğüyle ne kastedildiğinin açıklığa kavuşturulası gerekmektedir. Akıcılığın bozulması demek, konuşmada; duraklama, irkilme, uzatma, tekrarlar ve patlayıcı başlamalar demek olacaktır. Bu açıklamadan hareket edildiğinde kekemelik konuşmanın akıcılığının duraklama, irkilme, uzatma, tekrarlar ve patlayıcı başlamalarla bozulmasıdır türünden bir tanım ortaya çıkacaktır. Benzer yaklaşımlarla yapılmış birkaç tanım daha verilebilir.

Kekemelik; tutukluk, bir sözcüğü ya da sesi yineleyerek duraklama, kimi sesleri uzatma ya da patlama nedeniyle konuşmayı olağan ritim ve akıcılığıyla sürdürememe durumudur. Veya kekemelik sesli konuşmada sözcüklerin akışının yineleme, takılma, solunum tutuklukları, kas gerilimi gibi nedenlerle engelleyip, kesintiye uğramasıdır.

Belirtilere dayanmadan yapılan tanımlar da vardır. Kekemelik, konuşmaktan çekinen bir kişinin konuşmadan önce gösterdiği kasılma ve tepkilerdir. Bu tanıma göre kekemelik, kişinin tekrar kekelemeyeyim derken yaptığı şeydir. Kekemeliğin belirtilerinden birini ya da birkaçını esas alarak yapılan tanımlamalar da vardır. Pepemelik, sözcüklerin ilk sözcüklerini güçlükle söyleyebilme; dil tutukluluğu. Dil tutukluluğu, dilin görevi tam olarak yapamaması yüzünden ileri gelen ve sözcükleri açık olarak söyleyememek biçiminde kendini gösteren bir konuşma güçlüğü.

Kekemelik nedir sorusuna yanıt olarak yukarda verilen tanımların çoğunu içeren ve onlara belirtilerin çoğunu ekleyerek yapılan tanımlar da vardır. Bunlar bir araya getirildiğinde şöylesi bir tanım ortaya çıkmaktadır: Kekemelik, kişinin tekrar kekeleme kaygısıyla konuşma sesi, hece, sözcük ya da, cümleciklerin irkilme, duraklama, uzatma, patlatma, yinelemeler ve bazen bunların yanında, birtakım yüz, el, kol ve vücut devinimleri gibi belirtilerle konuşmanın ritim ve akıcılığında oluşturduğu bozukluktur.
makaleler